15 Ağustos 2018 Bilgiyi takip et

Fotoğrafta Kompozisyon Kuralları

1)  Oranlar

Rönesans ustalarının birçoğunun kusursuz işlerinin olduğunu bilmekteyiz. Gerek resim, gerek heykel, gerekse mimaride olsun isimlerinden yüzyıllar sonra da bahsettirmiş ve eserlerini bugüne kadar getirmeyi başarmışlardır. Eserlerin mükemmeliyetleri hiçbir zaman tartışılmamış, fakat Yunan felsefeci birçok kişinin aynı şekilde düşünmesinin arkasında bir somutluk olabileceğini kanısına varmışlardır ve bir altın formül aramaya başlamışlardır. Güzel olarak kabul edilen eserlerin üzerinde bir araştırmaya gitmişler, ve en sonunda bir sonuca varmışlardır. Güzelin ince detaylarda değil de iskelette, çerçevede, nesnelerin kütlesel birleşiminde bulmuşlardır. Bu kurala da “altın oran”, “altın kesim” (Section d’ore) demişlerdir.

Altın kesim diye bilinen geometrik orantı yüzyıllar boyunca sanat sırlarının anahtarı olarak kabul edilmiş, yalnız sanatta değil, doğadaki herşeye o kadar çok uygulanmıştır ki zaman zaman dini bir saygı bile kazanmıştır.

Altın kesimi Euclides’in iki önermesinde buluyoruz. “Belli bir doğru o şekilde kesilmeli ki bütün ve parçaların birinden meydana gelecek dikdörtgen, diğer parçanın karesine eşit olsun.”, “verilmiş sınırlı bir doğrunun bir orana göre kesilmesi.”

Bu oranların kağıda dökülmesi şöyledir. Bir doğru parçasını öyle bir yerinden ikiye bölün ki küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütüne olan oranına eşit olsun. Bunun matemetiksel ifadesi ise a/b = b/a+b şeklindedir. Bunu bir pencere, resim tuvali ya da fotoğraf kartı olarak düşünürsek dar kenarın uzun kenara oranı, uzun kenarın en ve boy toplamı oranına eşit olması gerekir. a/b = b/a+b Aynı düzlemin (b) kenarı yine altın bölümle parçalanınca x/y = y/b şeklinde de ifade edilir. (y) parçası tekrar altın oranla bölünebilir ve bu bölme işlemi sonsuz sayıda tekrarlanabilir. Eski matematikçiler yukarıdaki a/b = b/b+a bağıntısına uyan oranları aşağıdaki şekilde sayılaştırdılar.

3/5 = 5/8 = 8/13 = 21/34….

Bu oranların hepsi yaklaşık olarak eşittir ve 1/1,6 şeklinde de ifade edilir. Bu oranlama bütün yüzey düzenlemelerinde kullanılabilir. Bu düzenleme mimarlıkta, resimde, grafikte ve fotoğrafta kullanılabilir.

Altın kesimin bütün sanat eserlerinde bulunduğunu iddia edenler varsa da bu fikir fazla destek görmemiştir. İyi bir sanatçının altın kesimini bile bile eserinin yapısırıa uydurduğunu veya iç güdüsel biçim duygusunun onu ister istemez buna götürdüğünü kabul edebiliriz. Pencere ve kapı, resim çerçevesi, kitap ve mecmua sayfalarının dikdörtgenlerinde en doğru uzunluk ve genişlik orantılarını elde etmek için altın kesim kullanılır. İyi bir kemanın her bir parçasının bu kanuna uyduğu söylenir. Mısır piramitleri bununla açıklanır. Gotik katedrallerde de koloyca bu oranlar bulunabilir. Transeptin nefe, sütunun kemere, kule uçlarının kuleye vs. olan orantıları. Bu orantı çok sık olarak resim sanatında da uygulanır; ufuk çizgisinin üzerindeki ve altındaki sahalar, ön ve arka planlar, yanlara doğru ayrılmalar arasındaki orantı da altın kesime uyar. Piero della Francesca’nın resimleri geometrik düzeni en ileri götüren örnekleridir.

Dikdörtgen yüzey öyle bir çizgi ile bölünmelidir ki bu çizgi kestiği kenarı altın kesime uygun iki parçaya ayırsın. Şekildeki dikdörtgen, iki yönde noktalı çizgilerle kesilmektedir. Parçaların oranı 3/5’dir. Bu iki noktalı çizginin kesim yeri kritik bir noktadır. Fotoğrafın ana konusu ya da ilgili merkezin buraya konulması uygun olur.

Bir başka altın kesim kuralı da bir dikdörtgen 4 ayrı biçimde bölünebilmesidir. Bu dört çizgi 4 kritik nokta oluşturacak şekilde kesişir. Fotoğrafın ilgi merkezi yada yardımcı ögeleri bu noktalardan hangisine uyuyorsa oraya yerleştirilmesi uygun olur. Yoksa doğasına uymayan bir noktaya zorlanamaz. Örneğin aşağadaki görüntüde ev, formuna uygun olarak sol alt noktaya, tepe de sağ üst noktaya yerleşmiş bulunuyor. Amerikalı fotoğraf yazarları bu 4 kritik nokta kuralını daha da basitleştirerek çerçeveyi yatay veya düşey olarak 3 eşit parçaya bölünebilineceğini öne sürmüşlerdir. Buna 1/3 kuralı denir. Bu kural yoktan varedilmiş değildir. Resim sanatının asırlık birikimindeki uygulamalarından çıkarılan bir genellemedir. Hatta bu kural Flaman ressamlarca daha da abartılmış ve 1/4 kuralına dönüşmüştür. Özellikle ilginç bulutların bulunduğu peyzajlarda ufuk çizgisi 1/3 yerine 1/4’e yerleştirilip gökyüzüne daha büyük bir alan ayrılarak fotoğrafa daha farklı bir boyut kazandırılmıştır. Deniz ve gökyüzünün bulunduğu bir fotoğrafta eğer gökyüzü vurgulanıyorsa, ufuk çizgisinin alt 1/3’e eğer deniz vurgulanıyorsa üst 1/3’e yerleştirilmesi doğal olanıdır.

 

2)  Denge

Denge konusu dört ayakla yürüyen insan oğlunun arka ayakları üzerinde doğrulduğu gün iyice güçlenmeye başlayan en temel duygulardandır. Bu yüzden günümüze kadar çok gelişmiş ve kolay açıklanabilmiştir. Göl kıyılarında, bataklıklarda ağaçlar üstünde yaşadığı dönem belki de insanın denge duygusunun en hızlı geliştiği dönem olmuştur. Öldürdüğü bir av hayvanını taşırken onu tek koluyla taşımak yerine sırtına vurmanın daha rahatlatıcı olduğunu çabuk farketmiştir. Bir kayayı yerinden oynatırken kuvvetli bir dalla bir kaldıraç kullanmanın yararı birkaç bin yıl gibi kısacık bir sürede öğrenilmiş olmalıdır. Görsel bağlamda bu denge bu temel duygunun görme duyusuna yansımış şeklidir.

Bir kompozisyon iki farklı denge sistemi içinde düzenlenebilir. Bunlar “simetrik denge” ve “asimetrik denge“dir.

 

a)  Simetrik Denge

Simetri sözcüğünün iki anlamı vardır. Simetri denildiğinde ilk olarak; iyi ortalanmış ve dengelenmiş parçaların oluşturduğu genel bir yapı akla gelir. Diğer taraftan, hayali bir çizgi ya da düzlemle ayrılmış iki yönlü biçim biçim benzerliği de simetri olarak tanımlanır.

Doğada birçok simetrik biçimle karşılaşırız. İnsan gövdesi ve insan yüzü simetrinin en yakınımızdaki örnekleridir. İnsan anatomisinin simetrik yapısı, sanat tasarım dallarında simetrik biçimlere doğru güçlü bir eğilimin oluşmasına yol açmıştır. İki yönlü simetri, eşit biçimsel özelliklere sahip elemanların bir eksen ile ortadan ayrılmış yüzeyler üzerine yerleşmesiyle sağlanır. Simetrik düzenlemeler günümüz kompozisyon kurulumlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Doğada simetrinin değişik türlerine rastlamak mümkündür. Merkezi (radial) simetride görsel unsurlar merkezi bir nokta ya da eksenden güneş ışınlarına benzer biçimde 360 derecelik bir açı gösterirler. Dönel (rotational) simetri ise görsel unsurların bir nokta etrafında dönerek eşit aralıklar halinde sıralanmaktadırlar. Bir yüzey ya da boşlukta birbirine benzeyen biçimlerin yoğun bir istif düzeni içinde bulunması da (örneğin, yer döşemelerinin oluşturduğu dokular) süslemeci (ornamental) yada kristal dokulu (crystallographie) simetriye örnek olarak gösterilebilir.

Geleneğin, resmiyetin, otoritenin vurgulanacağı konularda simetrik denge tercih edilir. Diğer yandan simetri, dürüstlük ve saygınlığın psikololojik simgesidir. Simetrik dengeye dayalı kompozisyonlar, daha güvenilir olmaları nedeniyle grafik tasarımlarında amatör tasarımcıları tarafından sıkça kullanılır.

 

b)  Asimetrik Denge

20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan modern sanat ve tasarım akımları, simetrik dengeyi reddederek; geleneksel olarak simetri noksanlığını ya da bütün parçaları arasında orantıya dayalı bir eksiklik anlamına gelen asimetriyi benimsemişlerdir. Modernist akımlar asimetriyi, birbirine benzemeyen ya da eşdeğer olmayan görsel unsurların arasında dinamik bir denge ya da düzen sağlayan bir kavram olarak ele alıp kullanmışlardır.

Simetrik dengede olduğu gibi asimetrik dengede de bir optik ağırlık merkezi vardır. Ama bu merkez, geometrik merkezden farklı bir konumdadır. Asimetrik düzenlemenin başarısı, cesur ve sorgulayıcı olmasına bağlıdır. Başka bir değişle asimetrik denge dışavurumcu ve ne kadar formüllerle anlatılmaya kalkışılsa da duygu hareketini çoşturan bir yapıdadır. Asimetrik dengede, simetrik dengedeki gibi tek düze olmayan her türlü renk ve obje, objelerin büyüklükleri ve renklerin hacimleriyle kurulabilmektedir.

Simetride durağanlık ve kasılma, asimetride ise hareket ve gevşeme duygusu vardır. Birinde düzen ve kural, diğerinde rastlantı ve keyfilik egemendir. Daha genel bir anlatımla; simetri katılık ve sınırlılığı, asimetri ise hayatı, eğlenceyi ve özgürlüğü simgeler.

Bir kompozisyonun simetrik ya da asimetrik dengeye dayalı olmasının en önemli kriteri, eserin konusu ve içeriğidir. Gerek simetrik, gerekse asimetrik düzenlemelerle oldukça etkileyici sonuçlar elde etmek mümkündür. Sanatçı, oluşturduğu kompozisyonlarda optik ağırlıklara sahip unsurları belirli dengeler içinde biraraya getirir. Asimetrik bir kompozisyon içinde kurulan dengeyi nesnel olarak değerlendirebilmek için kompozisyonu aynadan ters izlemek ya da ters çevirmek gibi yöntemlere başvurulabilir.

Kompozisyonun alt ve üst bölümünde yer alan unsurlar arasındaki ilişki hiçbir zaman yokedilmemeli, bütün görsel unsurlar optik bir merkez çerçevesinde toplanmalıdır. Yani, kadraj kendi içinde bir dengeye sahip olmalıdır. Kadrajı oluşturan dikdörtgen dikey bir eksenle ikiye bölündüğünde optik ağırlığın, çizginin her iki tarafında eşit olarak dengelenip dengelenmediği gözle görülebilir.

Kadrajın belirli bir bölgesinde kümelenen beyaz boşluk denge sağlamada çok önemli bir role sahiptir. Beyaz boşluk, optik ağırlık oluşturmada bazen görsel unsurlara daha belirleyici bir işlev üstlenebilir.

Büyük boyutlu ve koyu renkli görsel unsurlar, küçük ve açık tonlu unsurlara oranla daha fazla optik ağırlığa sahiptir. Siyah-Beyaz çalışmada kullanılan canlı bir renk optik dengeyi bulunduğu yöne doğru kaydırır.

Hiçbir kompozisyon ilkesi, kural ilkesi taşımaz. Bunlar daha önceki konularda bahsedildiği gibi insanın doğasında bulunan sonradan keşfedilmiş formüllerdir.

 

3)  Devamlılık ve Yön

Dünyada Araplar dışındaki bütün insanlar soldan sağa doğru okuyup yazarlar. Doğumundan ölüme kadar soldan sağa doğru bir yön izledikleri için bu da insanlarda bir yön ve hareket duygusuna yol açar. Okuyup yazma dışında bütün görsel etkileşimleri de bu yönde yönde yapar.

İzleyicinin gözü, eser üzerinde bir çizgi ya da kıvrım boyunca hareket eder. Göz bir unsurdan diğerine doğru kesintisiz geçişler yapabiliyorsa, devamlılık sağlanmış demektir. Sanatçı, izleyicinin ilgisini konuya yönelterek, onu fotoğrafların labirentlerinde dolaştıracak görsel devamlılığı yaratmak zorundadır. Devamlılığı sağlamada aşağıdaki yöntemlerden yararlanılabilir.

  • Görsel unsurlar gözün normal hareketlerine uyucak bir yönde yerleştirilmelidir.
  • Algılama yönü, okuyucunun dikkatini dağıtmayacak biçimde düzenlenmelidir.
  • Göz alışkanlık gereği, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya doğru bir yön izler. Gözün yatay hareketleri ise dikey hareketlerine göre daha kıvrak ve hızlıdır. Ayrıca göz; büyükten küçüğe, koyu tondan açık tona, renkliden renksize, alışılmış olandan alışılmamış olana doğru bir algılama sırası izler.

Bizim yön konusunda değineceğimiz başka bir unsur da çerçevelemedir. Ne kadar bu konuyla ilişkisi yok gibi gözükse de bizim ana temaya odaklanmamızı sağlayan, merkeze doğru yönlendiren bir unsurdur. Bu ögeyi nasıl kullandığımıza gelince; iki türlü çerçeveleme vardır. Birincisi yapay olarak bizim yarattığımız çerçevelerdir. Bunlar stüdyolarda kullanılan kompozisyon malzemeleridir. Diğeri ise doğal çerçevelemedir. Bu çerçevelemede doğal malmezemenin kullanılmadığı yerler vardır fakat mekan içinde sizin isteminiz dışında bulundukları için bu ismi almışlardır. Bunlar bir portre çekiminde vücut uzullarının (kol gibi) kullanılması, bir figür çekiminde bir sarmaşık dalının kulanılması gibi.

 

4)  Ritm

Sanat olgusu evrenseldir. Yaşamın her evresinde ve sanatın her dalında ritm esastır. Her yaratıcı süreçten geçen tasarımda da ritm duygusu bulunur ve seyredilebilirliği ile doğru orantılıdır. Ritm müzikte olduğu gibi plastik sanatlarda da vardır. Bizim burada bahsedeceğimiz ritm matematiksel kavramlarla ilgilidir.

Ritm, fotoğrafta temel alınan objenin çoğul ağırlığının, tekil ağırlığından daha etkili gözükmesiyle ilgilidir. Örnek olarak yan yana duran dört tane 1 mi ( 1 1 1 1), yoksa toplamları olan (4) sayısı mı daha etkilidir. Tabi ki yan yana duran dört tane 1. Nedeni ise; (1) sayısı ya da (4) sayısı arasında matematikteki rakamsal farklılıktan başka bir fark yoktur ama sayılara sayı değilde görsel imge olarak bakarsak yan yana durmalarından dolayı kaynaklanan şekil beyne bir hareket işareti verir. Bu da bize ritmden doğan bir hareketlenme, bir çoşku ve seyredilebilirlik kazandırır. Ritmi oluşturmak için aynı objelerin olması yetmez. Eğer iki aynı obje yan yana geldiyse bu durumdan doğan tek bir aralık vardır. Bu da ritmin oluşmaması için yeterlidir. Bu durumda ritm, üç obje ve buna kaynaklı olarak iki aralıktan oluşmaktadır. Objelerin sayısal niteliklerinin dışında da başka bir özellik vardır ki bu da objelerin benzer olmasının yetmeyişidir. Objelerin özdeş olması da gerekir. ÖRN: Bir tank konvoyunun geçişiyle oluşan gerilimin, piyadelerin geçişiyle oluşan gerilimden daha az oluşu gibi.

Ritm ögesi çoğunlukla başka görsel ögelerle bileşik olarak bulunur.

Ritm+perspektif: Örneğin bir tren hattının traverslerini peşpeşe gösteren ya da ağaçlıklı bir yolun derinlemesine oluşu fotoğrafta bu iki ögenin bulunuşunu gösterir.

Ritm+ışık: Cephe ışığı ile aydınlatmada ritmin etkisi minimaldir. Ters, yarı-ters veya yanal ışıkta ise maksimumdur. Bu yüzden ritm ögesine dayalı fotoğraflarda ışık seçimi önem taşır. Ve çokluk bu fotoğraflarda ritm kadar ışık ögesi de baskındır.

Ritm+keskinlik: Ritme dayalı bir fotoğrafta ögelerin hepsinin eşit kesinlikte olması önemlidir. Bu yüzden bu ögelere dayalı fotoğraflarda sınırsız kesinlikte kullanılmalıdır.

Ritm+şema: V şeklinde dizilmiş bir uçak veya göçmen kuş filosunda şema ve ritm birbirinden güç alan komşu ögelerdir.

Ritm+hareket izlenimi: Hız ve hareket izlenimi fotoğrafta hareket netsizliği ile ifade edildiği gibi stroboskobik çekimlerle, hareketin analitik tesbiti ile de verilebilir. Bu tür çekimlerde hareket çok sayıda eşdeğer ve eşit aralıklı görüntü ile verilir.

Yapay ritm etkisi veren filtreler: Bunlar prizmatik filtrelerdir eş merkezli veya lineer çok sayıda yüzey yardımı ile tek bir öge çok sayıda ritmik öge haline getirilir. Aynı teknikle yapılan hız filtreleri ile de hız ve hareket izlenimine benzer yapay görüntüler elde edilebilir.

 

5)  Sadelik

Fotoğrafa ulaşmanın yolu çıkarımsaldır. Çoğu kez etrafımızda o kadar fazla gereksiz ayrıntılarla uğraşıyoruz ki sadece sıkıldığımız için yalınlaşıyor ya da içinde bulunduğumuz ortamı kabullendiğimiz için yalınlıktan hoşlanıyoruz. Kadrajımızda sadeliği yakalamanın belli yolları vardır. Bunlardan birkaçı konuyla aramızda olan mesafeyi azaltmak veya odak uzaklığını büyütmek, alan derinliğini azaltmak ve konu karşısında sabırla sadeliği yakalamak. Ünlü heykeltraş Rodin söylediği bir sözle bu konuyu çok iyi açıklamıştır. “Ben mermerin heykele benzemeyen taraflarını yontuyorum, ve geriye heykel kalıyor.” demiştir.

 

6)  Doku

Doku, bir nesneyi nesne yapan bir özelliktir. Bizim bugüne kadar hissettiğimiz bütün cisimler dokularıyla vardır ve dokuları olduğu sürece biz onları tanımaya devam edeceğiz. Fotoğrafta da bu özelliği nesneyi izleyiciyi yormadan tanıtabilmek için kullanmaktayız. Dokuyu, gerek çekimlerde olsun, gerekse de baskı esnasında olsun basit kontrast teknikleriyle de çıkarmamız mümkündür. Ayrıca dokuyu abartmak bizim gündelik hayatta hissettiğimiz üç boyutlu dokuyu iki boyutlu zeminde gerçekliğe yaklaştırmamızı sağlayacaktır. Dokuyu ön plana çıkarmak ortamda bulunan ışık-gölge etkisiyle de ilgilidir.

 

7)  Hareket ve Farklı Bakış Açıları

 Hepimiz, dünyanın dönüş hızına ve yerçekiminin dayanılmaz baskısına alışmışız. Neden dayanılmaz baskı dediğimi merak etmişinizdir. Bunun nedeni bu baskının farkında olduğumdan değil, fotoğrafın bana bazı gerçekleri anlatmasından kaynaklanmaktadır. Fotoğraf bana bunu nasıl anlatır? Haraket ve farklı bakış açıları için insan usunun ve bedeninin de bazı sınırları vardır. Örneğin hızlı giden bir araç lastiğinin belirli bir hıza geldiğinde geri dönüyormuş gibi gözükmesi ya da hızla aşağı düşen bir hız oyuncağında bütün kanınızın çekiliyor gibi veya çok yüksek irtifadan baktığınızda düşücekmiş gibi hissetmeniz sınırlarımızın birkaçıdır. Fakat fotoğraf bu duygularının hiçbirini size yaşadığınız gibi hissettirmez. İşte fotoğraf, burada, bizim tek amacımız olan izleyici üzerinde bir etki oluşturmak için önemlidir. Bu etkinin oluşma nedeni bizim hiçbir zaman duyularımızla hissedemeyeceğimiz hızları ve açıları bize iki boyut üzerinde kitap okur gibi izlettirmesinden kaynaklanmaktadır.


Göksel Akışık

1976 yılında İstanbul’da doğdum. Liseden sonra ara verdiğim eğitim hayatımı 2007 yılında yükseköğrenimimi yaparak tamamladım. En büyük hobim olan fotoğrafla da bu yıllarda tanıştım.Kendi kendime pek bir şey öğrenemediğimi anlayınca Şahin Dirican, Rıdvan Arda, Bülent Akman, Nilay İşlek, Faruk Akbaş, Prof. Özer Kanburoğlu gibi usta isimlerden branş eğitimleri aldım. Fotoğraflarım birçok sergide yer aldı ve birçok ödül aldım. Sosyal sorumluluk projelerinde fotoğrafçılık eğitimleri verdim. 8 yıldır profesyonel olarak ürün, moda ve organizasyon fotoğrafçılığı yapıyorum. Müşteri portföyümü belediyeler, organizasyon şirketleri, reklam ajansları ve bireysel müşteriler oluşturuyor. Çalışmalarımdan arta kalan zamanlarda doğa fotoğrafları çekiyorum , sanat tarihi & karanlık oda & alternatif fotoğraf basım teknikleri eğitimi alıyorum ve iki yıldır bitiremediğim belgesel nitelikli proje çalışmasını yürütüyorm. Evli ve bir çocuk babasıyım, en güzel fotoğrafın henüz çekilmediğine olan inancımla dünyaya vizörden bakmaya ve bütün güzel anları ölümsüzleştirmeye çalışıyorum.

Benzer Yazılar

Daha Etkileyici Fotoğraflar İçin Mr. Robot Dizisin...
Okunan 50
Barış Özcan'dan Mr. Robot'la fotoğraf kurallarını yıkmak videosu.
Daha İyi Fotoğraf İçin Matrix Filminden Örneklerle...
Okunan 42
Barış Özcan'dan daha iyi fotoğraf çekebilmek için Matrix'den kompozisyon dersleri

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.